Dogru bilinen Yanlislar

Aksam yemegi insani daha sismanlandirir.

Aksamlari yemek yenildimi Insan bundan dolayi daha sismanlamaz. Aksini kanitlayacak herhangi bir arastirmada yok. Gidanin hangi vakitde alinmasi Insan vucudu icin pek önemli degil. Vucudumuz kendine gerekli kalorileri ihtiyacini duydugu anda kullanir. Vucudumuzun daha cok Ihtiyac duymasi icinde insanin biraz olsun spor yapmasi gerek. (Berkeley (Kalifornia) Üniversitesi Saglik Raporu)

 

Kahve Alkol´a iyi geliyor

Bir kac Bira yada bir kac düble Whiskey ictikden sonra yola arabayla cikmadan önce acili Kahve icmek hic bir faydasi yokdur. Icilen kahve belki Bira ve Whiskey´den sonraki uykusuzlugu kisa bir zaman icin biraz giderir ama Insanin alkollu durumunda baska hic birsey degistirmez. Insan alkol almissa bir kac Kahve bile icipde araba kullanmasi kesinlikle yanlistir. Cünkü Kahve insanin uykusuzlugunu cok az sekilde ve cok az zaman icin giderir ama o az zamandan sonra uykusuzluk öncesinden daha agir basiyor. ("Alkol´un Biolojisi", B. Kissin, New York)

 

Almanya´daki Autobahn´lari ilk Hitler yaptirdi

Hitler Almanya´da ilk Autobahn´lari ne yaptirdi nede öyle bir projesi vardi. Bu söylemi dönemin NAZI fasist yönetimi propaganda amacli yaymisdir. Almanya´da 1921´den beri Autobahn´lar vardir. Bu Ilk Autobahn 1921 senesinde Berlin´de yapildi. Ayni anda bu Dünyaninda ilk Autobahn´iydi. Daha sonra 1926  senesinde Maíland´dan Isvicre´ye tarafina dogru bir Autobahn yapildi. Ayni 1926 yilinda Frankfurt-Basel Autobahn´i yapildi. Bunlarin yani sira daha bir cok Autobahn Almanya´da plandaydi ve yapilmasina baslanmisdi. Bu sirada Hitler Basbakan olunca bir cok tanesi tamamlandi ve bunlari Hitler kendine saydi. Ama Hitler´in ilk Autobahn´i yada bütün Autobahn´lari yaptirmasi tamamen yanlisdir. (H.J Winkler´in " Hitler´in söylenceleri", Berlin)


Gelisme yardimi Fakir Ülkeleri gelistiriyor

Bu konuda cok arastirma yapan Ökonomistlerin Raporlarina göre, zengin Ülkelerinin fakir ülkelerine, daha cabuk gelismeleri icin, gönderdikleri gelisme yardiminin bu fakir ülkelerinin yoksul halkina degilde, tam tersine zenginlerin Kontolarina gidiyor. Yoksulluk ceken halk bu yardimlardan cok az yada hic bir fayda görmez ve görmeyede sansi yokdur. 

2. Dünya savasindan sonra batili zengin Ülklerinin dünyadaki az gelismis olan tüm fakir ülkelerine gönderdikleri gelisme yardimlari ne o Ülkedeki fakir Insanlarin hayat standartlarini artirmisdir nede bu fakir Insanlarinin fakirlikden kurtulmaya firsat üretmede yardimci olmustur. Bu az gelismis Ülkeler dis devletlerden aldiklari gelisme yardimlarini yoksul halka daha iyi bir gelecek icin kullansa dahi, gine dolayli yollardan bu yardimlarinin aslan payi o ülkelenin zenginlerinin eline geciyor. Bu az gelismis Ülkelerde zaten iktidarda olan yada halki yönetenler herzaman o ülkenin eskilere dayanan ya soylu aileleri ve bunlara bagli cevreleri yada gine eskilere dayanan belirli asiretler ve beyliklerdir. Bunlar ve belirli zengin cevrelerdir gelisme yardimlarinin aslan payini aralarinda paylasanlar. 

Son 30 senede Avrupa Birliginin ve özelliklede Fransa´nin bir zamanlar kendi kolonileri olan bazi fakir Afrika Ülkelerine cok yüksekde gelisme yardimi gönderdikleri halde, bu yardim alan fakir ülkeler diger fazla yardim almayan fakir Afrika ülkelerden daha iyi yada daha cabuk gelismediler. Yardim alan Ülkeler nasil hizli yada yavas gelismislerse ayni sekildede hic veya cok az yardim alan ülkelerde onlarin seviyesinde gelisdi. Bu tutum ayni diger Afrika ülkesi olmayan fakir Ülkeler icinde gecerli.

Gönderilen gelisme yardiminin yoksul halka ulasmasini saglanmasi icin yardimi yapan ülkelerin yardimlarini fakir ülkenin devlet kontolarina degilde direkt yoksul halka dagitmasi lazim. Ve mesela yeni hastane, yeni yollar yada cocuklari asi yapilmasi gerekiyorsa, bunlarin yapilmasi icin o fakir ülkenin Kontosuna para yardimi yerine hastane, yollar yada asilari zengin ülkeler direkt kendileri yapmasi gerekki gercekden muhtaclara ulassin bu yardimlar.
(P. Boone, Ekonomi okulu Londra)


Sıkca saclarini kesmek sacinin daha gür ve düzgün uzanmasini saglar

Bu bilgiyi onaylatan hic bir kanit yokdur . Dogrusu olan ; saciniz ne kadar kisa ise, o kadar cabuk uzar. Kisa saci olanin saclari ayda 2cm uzar ve uzun sacli olan birinin saci ayda sadece 1cm uzar. Bunun disinda birde deri yapiniz, cinsiyetiniz ve yasinizda önemli faktörlerdir. 18 ile 25 yas arasindaki bayanlarin saclari en cabuk ve en hizli uzar.

Onun disinda, saclarin sıkca kesildiginde daha cabuk yada daha gür uzayacagini zannetmek yanlisdir. Saclarinin ne kadar gür yada seyrek uzamasi genetik programlanmistir ve (daha) manipüle edilemez.
(Saclarin ansiklopedisi "Encarta")



Sıkca sac yikanmasi saclarin dökülmesine yol acar

Her Insanin günde ortalama 50 ile 100 tane arasinda saci dökülür. Bu sayi günde 2-3 kere yikansada aynisi, haftada 5-6 kere yikansada aynisidir. Saclarin dökülmesi sıkca sac yikamasindan dolayidir diye bilmek tamamen yanlistir.

("Büyük saglik sözlügü", Dr. Reitner, Almanya)

Insanin saci üzüntüden bir kac saat icinde beyazlar

Bir kac saat icinde sacinizi beyazlatmak icin ya berbere gitmeniz yada kendiniz boyatmaniz gerek. Halk arasinda yaygin olan, insanin acili bir haber almasindan yada sok yasamasindan sonra sacinin bir kac saat icinde beyazlamasi tamamen yanlistir ve insanin Dermatolojisine de aykiridir.

Herkesin kabul ettigi, yada kabul etmedigi gibi, tabi insanlarin saci belirli bir yasdan sonra beyazlar. Ama beyazlama insanin sacinin kökünde baslar. Sacimizin ayda ortalama 1 cm uzadigindani hesapladigimiz zamanda, insan sacinin beyazlamasi haftalar sürer, bir kac saat degil.

Bazi Filmlerde gördügümüz, kitaplarda okudugumuz yada baskalarinin anlatigi bir kac saat icinde beyazlayin saclarin öyküleri ya abartilmistir veyada sacmalikdir
.
(F. Helm ve H. Milgrom "Dermatoloji bilgisi" New York)


Doktorlarin "Hippokrates yemini" hastalarini korumak icindir.

Herkesin duyup bildigi "Hippokrates yemini" ne Hippokrates´in kendisindendir nede bazi hekimlerin ve bir cok insanlarin bildigi gibi sadece hastalari korumak amaclidir.

Antikanin en taninmis hekimi olan Hippokrates, Milat´dan önce 377 yilinda vefat ettiginde bu yemin yokdu. Kendisi o zamanlar cok taninmis ve cokda basarili bir hekim oldugundan, kendisine baska yazilarin yanisira bu yeminde maledildi. Ama bu yemin yanlis anlasiliyor. 

Bu yeminin modern versiyonu, yani 1948´de yürülügü giren "Genf hekim ant´i", sonundaki büyük bir bölümü yok sayiliyor ve okunmuyor. Bu yeni versiyona göre, hekimlerin hastalarina yardim etmeyi ve onlarin hastaligini gizli tutmaya yemin eder ("Ilk görevim hastalarimi iyilestirmek, onlarin sagligini korumak" v.s...). Ama bu Original yeminin bazi bölümleri hastalardan cok hekimleride koruyor.  Mesela bir bölümünde "ben hekimlik bilgilerimi sadece ogluma, ögretmenimin ogluna ve resmi sekilde hekimlik ögrenen ögrencilere veririm, baskasina asla bilgilerimi vermem" diyor. Böylece hekimler kendine rakip olanlarin sayisini her zaman az tutmayi hedeflerdi. Ayrica yeminin baska bölümlerindede hekimlerin baska hekimleri ve onun ailelerini bedava tedavi etmesini sagliyacak cagrisi vardir. Buda hekimlerin primer faydalanmalarini  saglamakdadir.

Ama herkesin bildigi sekilde, Hippokrates yeminin sadece ve ilk etapda hastalarinin yararina olmasi dogru degil.

(Walter Krämer "Der Spiegel", Almanya)    


Kediler ile Köpekler anlasamazlar

Kedi ile Köpek arasinda ne genetik nede biyolojik bir düsmanlik vardir. Ikisinin birbirine saldirmalari baska nedenlerden kaynaklidir. Baska bir hayvanin diger hayvanin mintikasina girdiginde yada vücut haraketlerinin yanlis anlasilmasindan dolayi bütün hayvanlar agresif olurlar. Kedi ile Köpekde bu yüzden anlasamazlar.

Bir Köpek ön pencesini kaldirdimi "seninle oynamak istiyorum" anlamina gelir, bir kedi ön pencesini kaldirdimi tam tersine "defol git yoksa kavga ederiz" demek ister. Bir kedinin guruldamagini (kedinin afiyetde ve refahli oldugunu gösteren haraket) köpek tam tersine
hirlamak diye anliyor ve tepki veriyor. Ama uzun bir zaman ikiside bir arada yasadilarimi ve birbirinin "huylarini" taniyip anladilarmi ikside iyi gecinir ve aralarinda sorun olmaz.

(Götz Weihman "Bilime 50 soru", Almanya)


Gida maddeleri eksik diye kitliklar olusuyor ve insanlar aclikdan ölüyor

Bugüne kadar olusan kitliklarda insan aclikdan ölüyorsa, gida maddeleri ve yiyecekler yok diye degildir bu. Kitligin olusdugu ülkelerde ve cevrelerde aslinda herzaman fazlasiyla gida ve yiyecekler vardir.

Mesela, 1974 tarihinde Banglades´de olusun büyük kitlikda binlerce insan aclikdan ölmüstür ama o sene Banglades´de, kisi basina hesapladiginda, bütün diger ülkelerden fazla Pirinc vardi. 1973 tarihindeki Etyopya´daki kitlikda gida üretimi düsmemis, ayni hiziyla devam ediyordu ve aslinda herkese fazlasiyla yetecek yiyecekler vardi. Yada 1845 de Irlanda´da ki büyük kitlik döneminde ülkede herkese yeter ve artar miktarda yiyecekler vardi. O zamanlar Irlanda´da 1 Milyona yakin insan aclikdan ölmüs, büyük bir kismi Ülkeyi terk edip baska ülkeye göcmüs ve Ülkenin nüfusu 8 Milyondan 5 Milyona gerilemistir. Ama tüm bu olaylar icinde Irlanda o sene Ingiltere´ye binlerce Ton Bugday ve et ihrac etmistir.

Kitliklarda en büyük sorun gidalarin miktari degil, gidalarin dagilimidir. Her zaman herkese fazladan yetecek kadar yiyecekler varken, cok insanlarin aclikdan ölmesi sadece bu nedendendir. Yiyecekler tüketiciye kadar gitmiyor ve büyük depolarda cürüyor.

1974 de Banglades´deki kitlik mesela, sonbaharda büyük carpta olusan issizlikden kaynaklandi. O zamanlar yaz mevsiminde Ülkeyi basan sel felaketleriden dolayi tarimcilk durma noktasina geldi. Bu yüzden yüz binlerce yövmiyeci islerinden oldular ve böylece Pirinc ve ekmek gibi mecburi gida maddelerini alamadilar. Halbuki gecen hasitlardan kalma herkese ginede yeterince yetecek kadar pirinc vardi ve zaten ülkeyi basan sel felaketleride belli bölgeleri vurmustu. Ama ginede o sene binlerce insan aclik öldüler.

Kitlik ceken Ülkelere en iyi yardim gida yardimi degil, cünkü bu kitlik ceken ülkelerdeki üretimi yavaslatiyor ve durumu sonucta dahada kötü yapiyor. Gida yardimi yapan batili zengin ülkeler vijdanlari rahatlasin diye bu yardimi hemen yaparlar ama yardim ettikleri ülkedeki aclik ceken insanlar bundan faydalanmaz, tam tersine uzun vaadede zarar görürler. 

Yapilacak en iyi yardim, ac olan insanlara direkt para yardimidir. Parasi olanda istedigi cekilde ve istedigi yiyecekleri istedigi yerden alir. Yiyecekler yok diye insanlar aclikdan ölmüyor. Insanlarin yiyecek alacak paralari yok diye aclikdan ölüyorlar.

(Amartya Sen, Oxford ve "Frankfurter Allgemeine Zeitung")   


"Made in Germany" damgasi herzaman mükkemmel kalitenin garantisidir ve eskidende böyle idi.

Günümüzde nasil az kaliteli ürünlerin isaretim olan "Made in China" ise, bir zamanlar "Made in Germany" damgasida bu ürünün az kaliteli olduguna yönelik bir isaretdi.

1887 senesinde ülkelerine fazla ithalat yapan Ingiltere bu damgayi ilk defa kullanmistir. Amac, kendi cok kaliteli olan Ingiliz ürünlerinin dis ülkeklerden gelen az kaliteli ürünlerinin arasina fark koyup ve bu ürünleri herkesin görmesi ve farketmesi icin isaretlemekdi. O zamanlarda Makina mühendisi olan ve ayni zamanda 1876 senesindeki Philadelphia´daki Fuar´da Jüri´de yer alan Alman vatandasi olan Franz Reuleaux bildirisinde söyle yazmistir : "Almanya´dan üretilen tüm ürünler ucuz ve kalitesizdir". Kendisi ayni zamanda Berlin´deki sanat akademinin Müdürlügünü yapmaktaydi. Franz Reuleaux Almanya´ya döndügünde ülkesindeki kalitesizlige dikkat ceken bir cok bildiriler yazmis ve kalitesiz ürün üreten Alman sirketlerini elestirmistir . Bu yazilari dikkate alan Fabrika, Firma ve Isletmeler bir ulusal Kalite kampanyasini baslatmislardir. Bu Kampanya cok basarili olmustur ve Almanya´da üretilen her ürün yakin zamanda icinde cok kalitelesmisdir. Uzun zaman gecmeden artik Dünya  piyasalarinda alman ürünlerinin kaliteligi farkedilmistir.

Artik üstünde "Made in Germany" damgasi varsa kaliteden emin olunurdu. Bu günümüzdede devam etmektedir. 
(Georg Büchmann, "kanatlasan Sözler, Almanya)  


Hekimler eskiden beri zaten insanliga bir bereketdir.

19. Yüzyilinin sonuna kadar Hekimler hastalar icin bir cok tehlikeli hastalikdan daha tehlikeliydiler. Tip tarihcilerine göre, anca 1910 senesinden sonra hekimler hastalarina zarardan cok yarar getirmeye baslamislardir. (Hippokartes´dan 1000 yil sonra bile hala hekimlerin Karacigerin kan dolasimin merkezi olarak bilmeleri yada bir Ameliyatdan önce ellerini yikamak cahillikdir diye kabul etmelerini düsünürsek, bu tip tarihcilerin ne kadar hakli oldugunu anliyoruz)

Yenicagin ortalarina kadar bile hekimlerin "hayirli islerinden" pek az kisi ölmeden kurtulurdu. "Yanlis tedavi" yada "sanat hatasi" diye bildigimiz bir organin yanlis kesilmesini  eskiden kimse bilmezdi. Bu sözcükler 20. Yüzyilin icatlaridir.

Cünkü eskiden insanlar ya tedaviden sag olarak kurtulamazlardi yada hepden Hekimlere gitmezlerdi ve sansa kendileri iyilesirdi.

(Walter Krämer, "Ölümüne tedavi oluyoruz", Almanya)  


Kiracilar koruma dernegi kiracilari koruyor

Ekonomi Nobel ödülü sahibi Gunnar Myrdal´a göre, bir Sehri yikmak icin iki olanak var : 1. Sehire bir Atombombasi atmak ve 2. O sehirde tüm Kiralari dondurmak..

1992 senesinde Amerika´da "Amerika Ekonomi birliginin" kendi üyeleri arasinda yaptigi bir ankete göre, profesyonel amerikan ekonomistlerin 94% gibi büyük bir bölümü, "Kira ücretlerini denetim ve kontrol altinda tutmak, kiralanmaya sunulan evleri hem sayisal olarak azaltiyor ve hemde bu evlerin kalitesini düsürüyor" sonucuna varmislardir. 

Sadece amerikan ekonomistlere göre degil, tüm dünyadaki ekonomistlere göre, kiracilari korumanin en iyi sekli bolca ve ihtiyacin üstünde kiralanacak evlerin bulunmasidir. Ama Kira ücreti denetimleri ve evden cikarma koruma kanunlari var diye ev sahipleri evlerine kiraci almaya cekiniyorlar cünkü kendilerine zarar verecek kiracilardan kolay, kolay kurtulamiyorlar. 

Bir cok Ülkede yapilan büyük carpta anketlere göre, bir cocuklu aile en kolay ve en ucuz Amerika´da, Avustralya ve Kanada´da ev bulabiliyor. En zor ve en pahali evi ise Almanya ve Avusturya´da bulabiliyor bu aile. Kiracilari koruma dernegi olmayan Amerika, Avustralya ve Kanada´da "bir cocuklu aile ev ariyor" gazete ilanina istenmedik kadar teklif gelmistir. Kiracilari koruma dernekleri bulunan Almanya ve Avusturya´da ise yapilan ilan üzerine kimse aramamistir.

Kira ücretlerin yüksekligi her ürünün piyasa kanunlarinda oldugu gibi Arz ve Talep´e baglidir. 

Daha net anlasilmasi icin bir örnek : Büyük carpta Elmas üreten Güney Afrika´li "DeBeers" sirketler grubu cok büyük miktarda elmas mevcudatini cok gizli bir sekilde kapali celik kasalarinda sakli tutuyor. Bu sirket belirli az bir miktar elmas piyasaya sürüp, piyasada sürekli elmasa olan ihtiyaci ayakta tutuyor. "DeBeers" sirketi stok ettigi elmaslari birden piyasaya sürdügü anda, elmas piyasasinda ihtiyac olmayan miktarda elmas bulunur ve elmas fiyatlari köklü sekilde düser.

Ayni sekilde Almanya ve Avusturya´da da piyasada ihtiyaci olandan fazla kiralancak evler bulunsa, kira ücretleride ona bagli köklü bir sekilde düsük olur. Ama ihtiyacdan fazla kiralik evlerin olmasini Kiracilar koruma dernekleri yüzünden engelleniyor. Almanya´nin bazi büyük sehirlerinde az zaman icin ihtiyacdan fazla bos evler olusunca, hemen kira ücretlerinin düstügüne cok rastlanmistir.

Kiracilar Almanya´da dünyanin en pahalli kira ücretleri ödemek zorunda kaliyorlarsa, bunda "kiracilari koruma" derneklerin payi büyükdür.

(J. Eckhoff "2. Kiracilari koruma kanunlarinin tartismasi", Frankfurt Enstitü ve Robert Schwager, Bad Homburg) 


Napoleon´un Rusya seferi Rusya´daki sert kis nedeniyle basarisiz olmus ve facia ile sonuclanmistir.

Rusya seferinde yenilgiye ugrayan Napoloen´un "Bizim  basarisizligimizdan ordaki sert soguk sorumludur. Bizim Rusya´daki yikilisimizin nedeni ordaki iklimdir" diye savunmasi, kendi beceriksizligini saklamak icindi. Rusya seferi boyunca ordaki hava durumu o gölgeye alisildik durumdaydi - hatta biraz daha sicakdi. O zamanlarin hava durumunu incelendiginde, Kiew ve Warschau´da Ekim ayinda havalar +10 ve Reval ile Riga´da +7 derece sicakti. Napoleon´da Ekim ayinda o yörelerden geri cekilmisti. Napoleon´un idda ettigi gibi donmus "Beresina" gölün üstünden gecerken binlerce fransiz asker hayatini kaybetmemistir, cünkü o dönem Beresina gölü donmamisti. Seferden sonra Napoleon´un "biz donmus Beresina gölünün üstünden gecerken Rus askerleri gölün üstüne el bombalari atip askerlerimiz bu yüzden binlercesine bogularak öldüler" savunmasida yalandi.

Bir bildirisne göre Napoleon gine : " Soguklar birden bastirmisti ve 14. Aralik günü dereceler eksi 18´i gösteriyordu. Bütün Yollar buz kapliydi. Süvari sinifimiz, Topcular ve Atlarimiz her gece yüzlercesine degil, binlercesine öldüler. Silahlarimiz, Toplarimiz ve Erzaklarimizin büyük bölümünü birakmak zorunda kaldik" diye kendini savunmustur. Tekrar o zamanin hava durumunu incelendiginde, havanin gercekden sogudugu anlasiliyor ama soguklar 14. Aralikda degil, cok daha sonradan baslamis. Geri cekilmede yasanan cok büyük Insan ve Malzeme kayiplari Napoleon´un geri cekilmeyi kötü ve acemice planlamasindan kaynaklandi, soguk havadan degil. Moskau´dan cikinca ordunun agir malzemelerini tasiyan atlari icin sadece bir haftalik yemleri vardi. Yemleri olmadigi icin her gece binlerce at ölmüstür, sogukdan degil. Ayni sekilde yüzbinlerce askerlere yetecek yiyecekde yokdu ve ayni bu yüzdende her gün binlerce asker aclikdan ölmüstür, sogukdan degil. O kadar yolu geri gelmek hem asker ve hemde atlar icin cok yogun ve cok caba demekdir. Askerler ve Atlar icin haftalarca yetecek yem ve yiyecek yokdu.

Napoleon Fransa´ya geri döndügünde hikayelerini inandirabilmistir, cünkü o geri dönünceye kadar Rusya´da gercekden cok büyük bir soguk baslamisti. Soguklar baslayincada Fransiz ordusu zaten Rusya sinirlarini gecmek üzereydiler. Fransa´ya geri dönen az sayida Askerlerinde soguk havadan söz edince Napoleon´un hikayeleri kabul gördüler. Ama bu havalarin Aralikda basladigini ve "Grand Ordusunun" yikilisinin sebebi, Napoleon´un geri cekilmeyi acemice planlamasi ve beceriksizligi oldugu gözden kacmisti.
(Vincent Cronin "Napoleon", Frankfurt, Almanya..Gerhard Prause´nin Tratschke ansiklopedi´sindeki "Rusya faciasinin nedeni soguk hava degil Napoleon´un kendisi idi" bölümü, München- Almanya)    


Poker bir tipik Amerikan oyunudur

Günümüzde pek sevilen Poker oyunu herkesin bildigi gibi bir tipik Amerikan oyunu degildir cünkü.... ---Devami cok yakinda---


Avukatlarin öncelik isi davalara bakmaktir

Bir Avukat´in en karli isi davalar degildir cünkü...  --Devami cok yakinda--


Bogalar kirmizi rengini görünce agresif olurlar

Ispanya´daki boga güresinde "Torero´larin" kullandigi kirmizi bez bogayi agresif yapiyor bilgisi yanlistir, cünkü...  ---Devami cok yakinda--

Boga güresi Ispanyol´larin bulusudur

Yunanlilar ve Romalilar zamaninda bogalar gücleri dolaydan saygi görürlerdi. Boga güresleri o dönemlerde...  --Devami cok yakinda--


Roma´yi Imparator Nero yakmistir

Bütün Roma imparatorlardan en cok, asil ismi Lucius Domitius Ahenobarbus olan, Nero hakkinda olumsuz bahsedilir.
Nero´nun kendisi.... 
---Devami cok yakinda---







------ D E V A M     E D E C E K ------

 
YÖNETIM VE DENETIM KURULU

Baskan : Veli Kara Tel.:0033683559916
Mehmet Kul Tel:0041-78-9146227
Aziz Simsek Tel:0033-6-47395834
Hasan Terzi Tel:0033-6-30154688
Duran Terzi Tel:0033-6-76941286
Ali T. Güner Tel:0033-6-51954181
Halil Deniz Tel:0041-76-5644475
Seyit Cicek Tel:0033-6-95950065
Hüseyin Kul Tel:0049-163-1451471
Mustafa Isbilir Tel: 0041763417355
Dursun Isbilir Tel:0049-57-88193217
Halil Kul palta Tel.016096941016
Mustafa Colak Tel:0041612610200
Hasan Deniz Tel:0049-1625966698

Arkadaslarimizin sorumlu olduklari Ova´yi ögrenmek icin sayfamizin sol tarafinda "Nergele Vakfi" Butto´nuna basip orda "Yönetim ve denetim kurulu" adindaki alt sayfaya bakiniz.

Geçen 20 Yil boyunca emegi gecen, Vakfimizi bugüne tasiyan ve yönetimde yer alan bütün Nergele´lerimize en icten Tesekkürlerimizi sunuyoruz

Nergele Vakfi
Facebook beğen
 
 

Mehmet Kul son Kitapi cikti
 

 
Heute waren schon 83 ziyaretçi (195 klik) hier!